Sık Kullanılanlara Ekle

Dilbeste

30/7/2006 - ..

Sahip çıkıyoruz...
Görüyoruz...
Biliyoruz...
AMERİKAN EMPERYALİST DEVLETİ'Nİ VE KANA DOYMAYAN İSRAİL DEVLETİ 'Nİ KINIYORUZ!!!

24 YorumYorum yaz!Bağlantı

29/7/2006 - Eski bir Kabe fotoğrafı...

 

Fotoğraf için usherraymond'a teşekkürler.

 

3 YorumYorum yaz!Bağlantı

23/7/2006 - Taşları yemek yasak...

Ormanın derinliklerinde yürümekte olan bir avcı ağaçlardan biri üzerinde bir levha görmüş.

Levhanın üzerinde şu sözler yazılıymış:

Taş Yemek Yasaktır.

Bu alışılmadık uyarı karşısında avcı meraka kapılmış.

Levhanın asılı olduğu ağacın önündeki ayak izlerini takip etmeye başlamış ve izlediği yol onu bir mağaraya götürmüş.  Mağaranın ağzında bir derviş oturmaktaymış

ve avcı yeterince yaklaştığında konuşmaya başlamış:

Zihnine takılan soruyu biliyorum. Şimdiye kadar taşları yemeyi yasaklayan bir uyarı levhası hiç görmedin, çünkü insanların taş yemeye zaten ihtiyaçları

yok.  İnsanları zaten yapmaya eğilimleri olmayan bir konuda uyarmak niye? İnsanlar arasında taş yeme adeti yoktur, onlara yapmayacakları şeyi yapma demenin

ne anlamı var?

Ancak şuna dikkat et:

İnsanlar arasında adet haline gelmiş öyle davranışlar, öyle alışkanlıklar vardır ki,bunlar insan için tıpkı taş yemek gibidir.  Eğer zararı bakımından düşünürsen

taş yemekten çok daha büyük tahribat yapan işlerdir bunlar.

Bunlar taş yemek kadar budalaca, insanın öz niteliklerine yabancı tutum ve davranışlardır.

Eğer insanlar acınacak haldeyse, insanlar arasında zulüm, haksızlık, merhametsizlik, yozlaşma ve ihanet hüküm sürüyorsa bunun sebebi insanların sanki taş

yermişçesine yedikleri bunca nesneden, taş yemeye mümasil tavırlardan doğmaktadır.

Senin levhayı gördüğün yerde bir pınar olmuş olsaydı ve ben oraya su zehirlidir yazmış olsaydım sen bunu manalı bir söz sayacak, yerinde bir uyarı kabul

edecektin.

Büyük bir ihtimalle de benim ayak izlerimi takip edip buraya gelmeyecektin.

Çünkü yasaklanan şey senin aklına uygun gelecekti.

Gerçekte suyun zehirli olduğunu yazan insanın emrine uymuş olacaktın.

Kendi aklına uyduğunu sanarak benim keyfime uygun davranmış olacaktın.

Ama orada taş yemeyi yasaklayan bir levha gördün ve acaba bunu hikmeti nedir diye kendine bir yol açtın.

Ben de sana insanların gerçekte yaptıkları birçok işte taş yemeye benzer davranışlar gösterdiğini ve aslına bakılırsa taş yediklerini söyledim.

Eğer söylediklerimi anladıysan aramızda hakikatın bir parçası tecelli etti.

İşte Allah'ın insanlar için gönderdiği emir ve nehiyler böyledir.

İnsan ancak bu emir ve nehiylerle hakikatin nasıl tecelli edebileceğini öğrenebilir.

Eğer Allah'ın emrettiği ve yasakladığı şeylerle ilk karşılaşan insan bunu tabi karşılarsa, aklına uygun bulursa bu emir ve nehiylerden hiçbir şey öğrenemez.

Ama bazı izleri takip edip bu emir ve nehiylerin nelere tekabül ettiğini öğrenebilirse hakikate varabilir.

İnsanın taş yemeye ihtiyacı yok diyorsun.

Öyleyse şunu düşün: İnsanın ihtiyacı olandan fazlasını elinde tutması kendisi için taş gibidir.

Bu yalnız mallar, servet,güç gibi nesnelerde geçerli değil.

Merhamet, şefkat, tevazu gibi şeyler için de böyle.

Eğer herhangi bir şey insanların istifadesine açıksa ancak istifade edildiği kadar o «şey» olur,o şeyden istifade edilmezse artık o taştır ve gerçekten

onu istifadeye konu etmeksizin kullananlar taş yemiş olurlar.

Sana yaramıyorsa bırak başkasına yarasın.

Sana yaramadığı halde sen de olan hem senin hem başkasının aleyhinedir.

Taşları yeme, taşları yemek yasak.

 

Kaynak : Taşları Yemek Yasak

Yazan : İsmet Özel

 

7 YorumYorum yaz!Bağlantı

17/7/2006 - tekrar merhaba...

Merhaba,

Elde olmayan sebeplerden (klişe bir laf ama gerçekten öyle)iki ay kadar internetten ve dolayısıyla blogumdan ayrı kaldım.

Bu süre zarfında blogumu ziyaret edip yorum yapma nezaketini gösteren herkese teşekkür ediyorum.

Bundan sonra blogumu sık sık güncellemeye çalışacağım.

Yeni paylaşımlarda görüşmek üzere.

Selam ve dua ile..

 

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

12/5/2006 - ŞİMDİ...

 

UMUTLARIMIZ ALTI  TAKSİT ŞİMDİ
ACILARIMIZI BEĞENMEZSEK
BİR HAFTA İADELİ


HEMEN ŞİMDİ  ARAYANA
HÜZNÜN YANINDA ELEM BEDAVA


KORKULARIMIZ
SIRADAN KORKULARA BENZEMEZ


ENDİŞELERİMİZ VAR
GECE İÇİN AYRI GÜNDÜZ İÇİN AYRI


ON GÜLÜCÜK BİRİKTİRENE
BİR KAHKAHA HEDİYE


ESKİ  KEDERLERİ ÇÖPE ATIN
ŞİMDİ SIRA YENİLERDE...

 

dilbeste

20 YorumYorum yaz!Bağlantı

11/5/2006 - bir gölgenin şiiri...

Kategori: yazdiklarim

 

karanlık soğuk kasvet
mevsimden güne düşen
iyiye gitmiyor hiçbirşey
biriktirdiğim ne varsa
hayata ve umuda dair
dökülüyor avuçlarımdan
ya indireceğim hüzün kalkanlarını
ya gölgem vuracak kaldırımlara
beklemesin beni ne gün ne ışık
korkular ısmarladım taze
düş dükkanlarından...

 

dilbeste


3 YorumYorum yaz!Bağlantı

27/4/2006 - Mekke ve Medine'nin ilk fotoğrafları...

Osmanlı Devleti’nde fotoğrafçılığın en büyük destekçisi olan Sultan II. Abdülhamid’in bizzat çektirdiği Mekke ve Medine’ye ait ilk fotoğraflar Yitik Hazine Yayınları tarafından “II. Abdülhamid Yıldız Albümleri Mekke-Medine” ismiyle yayınlandı.

80 civarında fotoğraftan oluşan albümün kapağı orijinal haline sadık kalınarak bordo kadife üzerine altın yaldız baskı ve kadife kabartma olarak hazırlanmış. Albüm, Osmanlıda fotoğrafçılığın kısa tarihçesini anlatarak başlıyor. II. Abdülhamid’in fotoğrafçılığa olan ilgisinin anlatıldığı yazıların ardından, fotoğraflar hakkında genel bilgiler veriliyor.

Eserde fotoğraflı kısım, Mekke ve Medine’yi gösteren bir harita ile başlıyor ve Osmanlıların Lübnan’dan başlayarak ilerlediği Hac yolunu göstererek önce Mekke’ye ardından Medine’ye oradan da Taif’e ulaşan bir güzergâh izliyor. Eserin en sonunda panoramik olarak çekilmiş 6 parçadan oluşan Mekke ve 12 parçadan oluşan Medine resimleri dijital ortamda birleştirilerek konulmuş.

 

Yitik Hazine Yayınları tarafından piyasaya sürülen albüm özellikle yitirilen hazine değerindeki Osmanlı eserlerini fotoğrafla dahi olsa göstermesi bakımından çok anlamlı bir iş görüyor.

 

Ecyad Kalesi’nde dalgalanan Osmanlı Sancağını, Mekke’yi bekleyen Türk askerlerini, Bölgeye yapılan onlarca Osmanlı eserini Kâbe çevresinin ve Mekke’nin Medine’nin hiç bir ticari kazanç uğruna kirletilmediği en saf hâllerini, develer ile gelen Hac kafilelerini, Surre Alaylarını, Hicaz Demiryollarını görmek isteyenler bu albümü kaçırmamalı.

 

Kaynak: Haber 7.com

 

3 YorumYorum yaz!Bağlantı

16/3/2006 - serap...

Ben, 40 yıllık bir kanser uzmanı olarak maddeyi asan sayısız olayla karşılaştım ve bunları, o olaya şahit olanlarla birlikte belgelereyerek özel bir arşiv yaptım. Bunlardan 1976 yılında yasanmış bir olayı size nakletmek istiyorum. 
Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanim hastam vardı. Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurt dışına gitmek istemesine rağmen, bazı formaliteler sebebiyle o imkanı bulamamıştı. Serap'i özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım. Ve kısa bir sure sonra da Allah'ın izniyle iyileştiğini gördüm. Ancak Serap'in da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık sureyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu. 
Bir is kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra 1 ihale için İzmir'e gitmek istedi. Kış aylarında olduğumuz için uçakla gitmesi sartiya kabul ettim. Maalesef bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine 6 saat kadar mahsur kalmış.
Dönüşünden kısa 1 sure sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Serap bacak kemiklerindeki metasaz nedeniyle yürüye-mez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu. Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak:
--Doktor bey, dedi. Ben size...dargınım. 
--"Niçin?"diye sordum. 
--"Siz...dindar...bir...insanmışsınız...niçin...bana...da, Allah'ı...olumu...ahreti...anlatmıyorsunuz?" 
Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için bu teklifi karsısında oldukça sasırdım. O'nu üzmemeye çalışarak: 
--"Doktora ulaşmak kolaydır dedim. Parayı bastırdın mi istediğine tedavi olursun. Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın..." 
Konuşmaya mecali olmadığından "ben o isteği duyuyorum" manasında başını salladı. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra, ebedi hayatin ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve son günlerini yasayan Serap için bu dersler "hızlandırılmalı öğretime" dönmüştü. Anlattığım iman hakikatlerini bütün ruhuyla meczediyor ve arada bir soru soruyordu. Vefatına bir hafta kala: 
--"Doktor bey, dedi. Ben...olurken...ne...söylemeliyim?" 
--"Senin durumun çok özel" dedim. Kelime-i Şehadet sana uzun gelir. O ani fark edince Muhammed (s.a.v) sana yeter." 
O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı. Çok ıstırabı olduğu için Serap'a sürekli morfin yapıyor ve O'nu uyutmaya çalışıyorduk. Ben, bir is seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim. Dönüşümde annesi telefon ederek: 
--"Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor." Dedi. "Sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor. 
"Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının sebebini sordum. Aldığım cevabi hala unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum.-"Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefeste "Muhammed" diyemezsem?. 
İste Serap, böyle bir hanimdi. Bu arada benden istihareye yatmamı ve eğer bir kaç gün daha ömrü varsa , son günü uyanık kalacak şekilde morfin yaptırılmasını rica etti. Ben hiç adetim olmadığı halde cuma gününe rastlayan o gece istihareye yattım ve Serap'in acizliği hürmetine olacak ki Salı gününe kadar yaşayacağına dair işaret sezdim. Ertesi gün O'na: 
--"Hiç korkma!" dedim. "İğneyi vurdurabilirsin."Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu da sordu: 
--"Doktor bey...Azrail...bana...nasıl...goru...necek?" 
--"Kızım," dedim. "O bir melek değil mi?Hiç merak etme, sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir."Salı günü Serap'in ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittim. Ancak vefatına yetişememiştim. Ailesi tam manasıyla perişandı. Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanim akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek: 
--"Doktor bey, biliyor musunuz , bu evde biraz önce bir mucize yasandı!" dedi ve devam etti: 
--Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve "yataktan kalkması imkansız" denmesine rağmen kalkarak ab dest aldı, iki rekat namaz kildi. Bütün ev halkı hayretten donup kaldık. Ve kelime-i Şahadet getirerek vefat etmeden biraz önce de: 
--"Doktor Bey'e söyleyin, dedi. Azrail, O'nun söylediğinden de güzelmiş!!!" 

Onk. Dr. Haluk Nurbaki 

8 YorumYorum yaz!Bağlantı

16/3/2006 - nasıl bir duygu?...

Bir gün Napolyon düşman askerlerinden kaçarken, bir bakkal dükkânına girmiş. Bakkala hemen kendisini saklamasını emretmiş. Bakkal da Napolyon'u müsâit bir yere saklayıp, biraz sonra gelen düşmanları da 'Az evvel biri koşarak şu tarafa kaçtı.' diye savuşturmuş.

Nihâyet biraz sonra Napolyon'un muhâfızları yetişmişler. Bakkal ömründe bir daha karşılaşamayacağı Napolyon'a sormuş: 'Efendim, af buyurun ama merâk ettim, ölümle bu denli burun buruna gelmek nasıl bir duygu?'

Napolyon birden öfkelenmiş. 'Sen kim oluyorsun da benimle böyle dalga geçercesine konuşabiliyorsun?' diye bağırmış. Hemen askerlerine, adamcağızı kurşuna dizmelerini emretmiş.

Askerler bakkalın gözünü bağlayıp, karşısına dizilmişler. Mermiler namlulara sürülmüş, artık 'ateş' emri verilecek... Adamcağız içinden 'Ah, ne yaptın sen? Şimdi ölüp gideceksin' diye düşünürken, arkadan bir çift el uzanmış, gözündeki bağı açmış. Karşısında Napolyon varmış. Tek cümleyle cevaplamış

Napolyon: 'İşte böyle bir duygu!'

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

27/2/2006 - sarayda iftar...

Harun Reşid bir Ramazan günü Behlül'e tembih etti:
- Akşam namazında camiye git, namaza gelen herkesi iftara davet et.
Akşam oldu, namaz kılındı, namazdan sonra Behlül 5-10 kişilik bir grupla çıka geldi. Harun Reşid şaşırdı:
- Behlül bunlar kim? Ben sana namaza gelen herkesi saraya iftara çağır diye tembih etmedim mi? Sen o kadar cemaatin arasından bir sofralık bile adam getirmemişsin..
- Efendimiz, siz bana camiye gelenleri değil, namaza gelenleri iftara çağır dediniz. Namazdan sonra bendeniz cami kapısında durdum, çıkan herkese hocanın namaz kıldırırken hangi sureyi okuduğunu sordum. Onu da yalnız bu getirdiğim kişiler bildi. Camiye gelen çoktu ama namaza gelen demek ki yalnız bunlarmış.

10 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->

Hakkımda


Arkadaşlarım

ismail
BeyzaTekin
milkboy
mag0323
tugbatugba
nurdane
nymphia
esin
halime
yenilgi
sudaayakizleri
yakirah
muzafferakkaya
zahitbugdayli
konjenital
SkyQuakes
hamitakcay
shekkercik
minyeli
melsa
Aysenceyiz
metebilge
tuense
umutotocam
gezginft
ilkayoguzhan
suzidil
erdemersin
ebayar28
Arifce
caglar
sinemasinema
isra
yunusum
DolunayVakti
naribeyza
Gazelim
beyazatli
ebrar06
mycandostu
rehguzar
omasozturk
brcdesign
vedat1987
ilsuersagun
ucarsu
derin
taraftaryorum
maximilyan
Enna
sumeyye2
dungeon
tirtilim
kalemabi
Ozdemir
fezawww
dibace33
takibahcem
atesveruzgar
ddervish
berguzar
remziyeyigit
nehar
online ziyaretçi Ziyaretçi Defteri